Saturday, 16 October 2010

Sözde Mi Soykırım Özde Mi?

George Orwell’in 1984 adlı kitabında yazdığı gibi; eğer bir grup insanın empoze ettiği bir yalan herkes tarafından kabul edilirse, bu gerçek haline gelir. Türklerin durumunda da olduğu gibi bu yalan en büyük politika araçlarından biri haline gelir ve senelerce birçok uluslararası platformda karşısına çıkar. Sözde Ermeni Soykırımını savunanların kabul etmesi gereken de şudur ki amaçları ölen Ermenileri anmayı aşmış olup Türkleri yalancı, barbar ve katil olarak göstermeye çalışmışlardır ve çalışmaktadırlar.

Sözde Ermeni Soykırımını savunanların çoğu birkaç kaynağa dayanarak bütün diğer kaynakları görmezden gelirken üzücüdür ki konuda medyaya fikir beyan eden birçok Türk de kör milliyetçiliğin kurbanı olmakta, konu hakkında çok az bilgi edinip konuşmaktadırlar. Yabancı basının hiçbir zaman bahsetmediği ise Ermenilerin konuyla ilgili araştırmaların hiç birine yanaşmadıklarıdır. Geçmişte Türk hükümeti tarafından Ermeni hükümetine çağrı yapılmış Ermeni-Türk ortak bir toplantı yapılması önerilmiş ancak Ermeni tarafı bu çağrıyı kesip atmış ve araştırılacak bir şey olmadığını söylemiştir. Sırf bu tutumdan, çözüm arayan tarafın Ermenilerden çok Türkler olduğu anlaşılmaktadır.

Ermenilerin tezi ise birçok yerden çatlaklar vermektedir. Bunlardan benim en çok dikkatimi çeken, 1918 yılında kurulan Ermeni Cumhuriyetinin ilk başbakanı Hovhannes Kaçaznuni’nin 1923’de Taşnaksutyun genel kurultayına sunduğu rapordur. Raporda Kaçaznuni Ermenilerin tezlerini eleştirmiş ve Ermenilerin Müslümanlara karşı yaptığı katliamlardan bahsetmiştir. Sonradan kitap haline getirilen bu rapor tahmin edileceği gibi Ermenistan’da yasaklanmış ve Avrupa’da da toplattırılmıştır. Öbür yandan Türkiyede Sözde Ermeni Soykırımının tabu olduğunu idda ediliyor. Çifte standardın kanıtı ise Sözde Ermeni Soykırımına çok uzun ve detaylı bir sayfa ayıran Wikipedia’nın İngilizce versiyonunda Kaçaznuni’nin bu raporuyla ilgili en ufak bir bilgi bile bulunmaması.

Dünyada birçok ülke Sözde Ermeni Soykırımı’nı kabul etmiş durumda ve bu Sözde Ermeni Soykırımı savunucuları için en büyük koz. Ancak bu ülkelerin çok azı olaylarla ilgili iki taraflı bilgiye sahip ve neredeyse hepsi lobicilerin kurbanı. Anlaşılacağı gibi tarihe politika karıştırılyor. 2001’de Fransa’da kabul edilen soykırım iddalarının 500 bin civarındaki Fransız Ermeni vatandaşın oylarıyla hiç ilgisi olmadığını iddia etmek biraz güç. Aynı şekilde yakın zamanda Amerika’da kabul edilen soykırım iddalarını kabul eden dilekçenin Ermeni nüfusun en çok bulunduğu California eyaletinden gelmesi de çok şaşırtıcı olmasa gerek. Kimler soykırım iddalarını kabul etti diye sorduğunuzda Yunanistan ve Güney Kıbrıs’dan başlayarak Fransa ve İtalya’ya kadar uzayan bir liste önünüze sürülebilir. Başka bir gariplik ise, Danimarka, İsrail ve İngilterenin Sözde Ermeni soykırımı iddialarını kabul etmemeleridir.

Evet, binlerce insan öldü, bunu kimse inkar edemez ancak Ermenilere karşı Türk ulusu tarafından bir komplo düzenlendi demek ölen Ermenilere saygı duymaktan ziyade başka bir ulusa haksızlık olur. Benim araştırmalarım doğrultusunda inandığım durum kısaca şöyle: Osmanlı Hükümeti istemediği ve taraf olmadığı bir savaşa bir kaç paşa yüzünden girmek zorunda kaldı. Üç cephede birden savaşmak zorunda kalan Osmanlıların Doğu cephesinde Avrupalı devletlerin kışkırtması ve Rusya’nın teşkilatlandırmasıyla sorun çıkarmaya başlayan Ermeni halkına karşı bir çözüme ihtiyacı vardı. Vaat edilen Ermeni Cumhuriyeti hayaliyle ayaklanan Ermeniler bölgede Türkler, Kürtler ve Ermeniler arasında etnik çatışmaların başlamasına neden oldu. Bu çatışmalar sonucunda ölenler sadece Ermeniler değildi. Birçok Türk ve Ermeni köyünde de kıyımlar yaşanmış ve bunlar da birçok Rus ve Osmanlı kayıtlarına geçmiştir. Bütün bunların üstüne bir de o zamana kadar görülen en çetin kıtlık zamanı yaşanmaktaydı. Zaten çok güçsüz bi durumda olan Osmanlı da sorun çıkaran Ermeni halkını tehcir etme yoluna başvurmuştur. Kıtlık, etnik çatışma ve Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşte olması ise birçok Ermeninin hayatına mal olmuştur.

Bu olayları soykırım olarak yargılamak ise sadece tek taraflı düşünce ve ezilmişlik sendromunun bir göstergesidir. Turancılık fikrini savunan ve bu fikrin peşinde Ermenilere karşı hareketlerde bulunan insanlar zaten yargılanmış, bir kısmı asılmış, bir kısmı sürgün edilmiş, bir kısmı ise Avrupa’ya kaçmıştır. Bu olaylarda başta gelen üç paşa, Talat, Cemal ve Enver ise savaşta işledikleri suçlardan yargılanmış ve suçlu bulunmuştur. Mehmed Talat Paşa Almanya’ya, İsmail Enver Paşa önce Almanya’ya oradan da Atatürk’ün Türkiye’ye geri dönmesine izin vermemesi üzerine Rusya’ya, ve Cemal Paşa ise Orta Asya’ya kaçmıştır. İkisi Ermeniler tarafından öldürülürken Enver Paşa Ruslara karşı bir çarpışmada öldürüldü. Akıllarda soru işaretlerine neden olan ise Aram Andonian adlı bir Ermeni’nin Talat Paşa’ya atfedilen telegramlarının Şinasi Orel ve Süreyya Yuca tarafından yapılan detaylı bir çalışmayla sahte olduğunun kanıtlanmasıdır. Soru ise şudur: Doğruluğu Ermeniler tarafından bu kadar inanılan bir tez için bir Ermeni neden sahte bir belge düzenlesin ki?

Geçtiğimiz yılda konuyla ilgili aydınlatıcı denecek derecede önemli olan bir kitap Mehmet Perinçek’in kaleminden basıldı. “Rus Devlet Arşivlerinden 100 Belgede Ermeni Meselesi” adlı bu eser tek başına Ermeni tezini çürütecek kuvvette deliller sunmaktadır. Tamamen Rus arşivlerinden alınan belgelerden oluşan kitapta güvenilirliğinin tartışması söz konusu bile olamayacak kanıtlarla Ermenilerin bölge halkına karşı giriştiği bir nevi, kurulmasının vaat edildiği Ermenistan Cumhuriyeti’nin toprakları için yapılan, Müslümanlardan temizleme hareketi görülmektedir. Ancak geçtiğimiz sene Amerikan kongresinden Sözde Ermeni Soykırımı tasarısı geçerken delegelerin bu tarz bilgilere sahip olduğunu söylemek zor.

Doğruluğunu ya da yanlışlığını konuşmak çok kolay aslında. Ancak insanların durup da kendilerine sormaları gereken bir şey var. Bu kadar nefret ve karşındakini küçük düşürmek gerçekten o dönemde ölen insanları geri getirecek ya da bir şekilde yüceltecek mi? Her düşünce yetisine sahip insan perdeyi aralayıp arkada ne var diye başını uzattığında bu iddiaların sadece bir milleti yıpratmaya ve bir diğerine güç katmaya yönelik olduğunu görebilir. Ne yazık ki sesi en çok çıkanın tezinin savunulduğu bir dünyada yaşıyoruz ve senelerdir artık uğraşmadığımızdan mı yoksa tembelliğimizden midir sesimizi duyuramadık.


25/01/2008

No comments:

Post a Comment